Perşembe, Aralık 12, 2013

Hala Devamı Var...



          Sırtındaki bohçayla tırmanıyordu yokuşu, uzun zamandır arkasına bakmadan yürüyordu. Kim bilebilirdi doğup büyüdüğü yeri bırakıp yeni bir yuva arayacağını. Tırmandığı en dik yokuştu sanki çok yoruldu ve dinlenmeye karar verdi. Güneş tam tepede hava da çok sıcaktı, büyük bir kayalık fark etti biraz daha yürümesi yetecekti soluk alıp dinlenebilmesi için. kaya dik bir duvar gibiydi ve yanında ulu güzel bir çınar ağacı, gölgesi ise serin göründü gözüne. Bohçasını attı yere, sırtını dayadı çınara. Gözlerinin önündeki manzara harikaydı. çok güzel diye düşündü ve bohçasından çıkardığı yiyeceklerden atıştırıp biraz kestirmeye karar verdi.

Çınar ağacı ve kayalık yüksekteydi aşağıya doğru bakıldığında güzel bir vadi, küçük bir şelale ve büyük bir ova görünüyordu, bundan daha iyisi olabilirmiydi?.  Daha iyi bir yer bulamayacağını biliyordu uykuya dalmadan önce, huzurla uyudu..

Ne olmuştu da vatanından ayrılıp uzaklara gelmişti, aylarca açlık ve susuzluk çekerek bu çileye katlanmıştı.
Aslında en başından başlamak en iyisi, büyük bir çiftlikte doğmuştu. Zengin olan ailesi birkaç köyün toprağına sahipti köylülerin hepsi ailesinin emrinde yaşıyordu. Babası çok otoriter ve sinirli, annesi ise tam tersi çok iyi merhametli bir kadındı. ayrı ve birbirine hiç benzemeyen kişilikleri vardı.

          Ağayı gören köylüler asker gibi hizaya geçer gözlerine bakamazlardı hepsi aynı anda yerde sabit bir yere bakarlardı. Bu saygı olamazdı, düpedüz korkunun ta kendisiydi. Hatta bir keresinde, yıllardır buyruğunda çalışan köyün emektarlarından birini herkesin gözü önünde atından inmeden kırbaçlamış ve O na yardım eden olursa aynı sonu yaşayacaklarını söyleyerek bütün köylüyü tehdit etmişti ve acımasız biriydi.  Ağanın neden böyle bir şey yaptığını kimse bilmiyordu o köylü ise konuşamayacak kadar onuru kırılmıştı çoktan. Sevdiği ailelerin düğünlerinde şöyle bir görünür ortalığı kolaçan eder adamlarıyla birlikte atıyla çiftliğine dönerdi. çiftliklerinde kahyaları, silahlı adamları büyük birkaç ahır ve yaşadıkları evler vardı. Kahya aileden biri gibiydi artık, gençliğinde azgın nehir taştığında ağanın hayatını kurtarmış ve gözüne girmişti. Ağa yokken her dediği yapılan biriydi ve çok sevilirdi.

       Hanım ağa kocasının tam zıttı, güzelliği dillere destan, dertliye derman, buyruğundaki herkese analık yapan biriydi. Kahyanın karısı doğum sırasında öldüğünde, minik bebeği kendi çocuğu gibi sahiplenip günü geldiğinde analığına teslim etmişti. Açları doyuran, kimsesizleri evlendiren, gerçek bir hanım ağaydı. Bir oğlu ve bir kızı vardı. Kızı ağabeyinden üç yaş küçüktü, ve her ikisini de  olması gerektiği gibi yetiştiriyordu. Ağa ise kızını çok seviyor ama oğlunu sürekli aşağılıyordu. Ne zaman göz göze gelseler ağır işler verir, beceremediğinde ise kendisi gibi ağa olamayacağını söyler, bilerek canını yakardı. Her şeye rağmen çocuktu. Kardeşiyle ve kahyanın oğlu ile oyunlar oynar, sık sık çiftlikteki en büyük ağaca tırmanır, gitmek istediği yere, uzaklara bakardı. Akşam yemeği hazırlandığında genellikle ağacın tepesinden zor bela indirebilir lerdi  onu.  Kahyanın oğlu ile her gün dolaşıp,  uzak tarlalarda çalışanların yanına gider bazen yardım eder, hemen sıkılınca da, karşı yamaca tırmanıp kuş bakışı çiftliği seyrederlerdi. Çiftlik evinin büyük bir terası vardı. Sıcak yaz gecelerinde iki arkadaş teras da uyur, uyuyana kadar yıldızları seyreder, birlikte hayal kurarlardı. Kahyanın oğlu büyüdüğünde kahya olacak, ağanın oğlu ise hiçbir şey.

Okuma yazma bilen çok az kişi vardı. Ağa köylünün bilinçlenmesini istemiyordu, aksi taktirde nasıl sahip-köle ilişkisi olabilirdi ki. Kızı ve oğlu için her gün öğretmen geliyor eğitimlerini tamamlaya çalışıyordu. Bu durum kahyanın da işine yarıyordu, oğlu akıllı olacak, babasının işini devraldığında bütün çiftlik ve köy bürokrasini yürütecekti. Ağa, oğlunu hiçbir zaman ağa yapmayacaktı.
                                                                    ----o----
Uykudan uyandığında güneş batmak üzereydi. İyi uyumuşum diye düşündü, bu saatten sonra yola devam edemezdi. Böyle bir manzarayı bir daha nerede görebilirim diyordu. Hemen işe koyulup kalacak bir yer ayarlamalıydı. Baltasıyla ağaç dallarını kesip konaklayacak bir yapmaya başladı. Gece yarısından önce çadıra benzeyen yatağı hazırdı. Arkasında büyük kayalık hemen yanında ulu çınar, ve gözü her zamanki gibi gökyüzündeydi, şelalenin sesi ninni gibi geliyordu. Kayan yıldızları sayarken tekrar uyudu.
                                                                    ----o----


Her gün kahvaltıdan sonra ahırın arkasındaki samanlıkta buluşur, uzun saman çöplerini saç örgüsü yaparlardı. eğlenceli bir oyundu, ilk bitiren emirler yağdırır diğerleri  uygulardı. Kahkahalar havada uçuşurdu.Soğuk kış gecelerinde ise Kahya, hikayeler anlatır, ayrı bir hayal alemine sokardı çocukları. Hikayelerinde krallar, sultanlar,ejderhalar kol geziyordu. Yatmak için eve döndüklerinde annelerine dinledikleri hikayeleri anlatırlardı, Hanım ağa bazen gülümser bazende çocukları korkuttuğunu düşünüp kahyaya kızardı. O sobanın önünde neler konuşulurdu, esrarengiz olaylar, ortadan kaybolan çocuklar, büyük aşk hikayeleri. İçlerinde öyle bir hikaye vardı ki, Ağanın oğlunu çok etkilemişti. Ülkenin en güzel kızı ile aşık olduğu adamın hikayesiydi bu.

Bir zamanlar çok uzak bir ülkede küçük bir kasabada yaşayan küçük bir aile vardı. Anne ve baba çiftçi, kızları ise daha  çok küçüktü  o zamanlar. Tarlaya giderken kızlarını, çok iyi anlaştıkları komşularına bırakırlardı. Komşunun evi kalabalıktı ve kızla ilgileniyorlar komşularına yeterince yardımcı olabiliyorlardı. Kızla aynı yaşta bir oğulları vardı, çocuklar güzel oyunlar oynuyor, beraber büyüyorlardı. Yaşları ilerledikçe kendilerini tanımaya,  bazen merak etmeye bazense çekinmeye başladılar. Ama birbirlerini görmedikleri gün neredeyse yok gibiydi ve hiç uzak kalmıyorlardı. Kızın güzelliği bütün kasabada  konuşulmaya başlamıştı çoktan. Kardeş gibi büyüdükleri için bir türlü aşkını anlatamıyordu, ne yapmalıydı? kalbi onun için atıyordu ama anlatamıyordu. Çok güzel resim yapabiliyordu ve aklına resimle aşkını anlatabileceği geldi. Hemen işe koyuldu elinde kağıt ve kalem sürekli onu inceliyor, kız fark ettiğinde ise hemen kapatıp başka şeylerle ilgileniyordu. Ama bir şeylerle uğraştığı çoktan fark edilmişti. Birkaç gün içinde çok güzel bir resim yaptı ve yalnız kaldıklarında kıza resmi gösterdi ve bunu senin için yaptım dedi. Çok güzel ve duygusal bir andı bu. Çok mutlu oldu kız ve sordu;

- Ben  bu kadar güzel miyim?
- Aslında daha güzelsin.
- Peki neden yaptın bu resmi?
- Belki benimle evlenirsin. Dedi ve ekledi..-Kalbim senin için atıyor.

Kız o kadar mutlu olmuştu ki; gözlerinin içi gülüyordu ve bu anı uzun zamandır beklediğini söyledi. Hisleri karşılıklıydı. O günden sonra birlikte daha fazla vakit geçiriyor ve sık sık ortadan kayboluyorlardı. Ailelerin dikkatini çektikleri bir anda evlenmek istediklerini söylediler. Bu gerçek ve büyük bir aşktı. İyi geçinen komşular artık akraba olacakları için çok mutlu olmuşlardı. Evlenmelerinde herhangi bir mahsur yoktu artık.  Düğün vakti yaklaştıkça heyecan artıyordu artık her gece evin arkasındaki samanlıkta buluşuyor sabaha kadar sevişip birbirlerini bırakamayacaklarını anlatıyorlardı. Bütün kasaba kızın evleneceğini öğrenmişti. Mutlulukları düğün gecesi bozulmuştu, kimliği belirsiz iki atlı kızı kaçırıp ortadan kaybolmuştu. Tam evleneceği gün, sevdiği kadını kaybeden damat ise peşlerinden gitmeye karar verdi. Hazırlığını yaptı ve çıktı yola. Kasabada ise dedikodular yayılmaya başlamıştı çoktan. Kötü kalpli kral kendine güzel bir eş arıyordu ve ülkenin en güzel kızını bulup kaçırtmıştı. Ve bir daha kimse haber alamadı onlardan.

Kötü kalpli kral kıza zorla sahip olup, sevdiği adamı öldürtmüştü. Mezarı bile yoktu artık.

Ağanın oğlu, bu hikayeyi dinlerken meraktan çatlıyor ve kahyayı soru yağmuruna tutuyordu. - Adama ne oldu nerede öldürdüler? Kadın kurtulmadı mı? O na ne oldu? Kimse intikam almadı mı?

Kahya;

- kız çok üzgündü, kötü kral bütün ailesini öldürmekle tehdit edince kabullenmek zorunda kaldı ve kralın karısı oldu. Hayatının sonuna kadar acısıyla yaşayıp çocuklarını büyüttü.

























Pazartesi, Aralık 09, 2013

uzun yaşa...

ne kadar uzağım bil ki o kadar ölü... eğer yazmıyorsam sevgilim bil ki gerçekten ölmüşüm..